27/12/2009

Şair Aşkı

Önce Edgar'ın Annabel'ine baktım...
Sonra Attila'nın olmayan kadınlarına...
Döndüm Özdemir'in yalanlar isteyen sevdiceğine ve Nazım'ın Piraye'sine...
Hiç birinde bulamadım...
Aslında sevdim olan birini Attila'da olmayanlar gibi...
Aşktan öte bir aşkla sevdim Edgar gibi...
Her şeyde onu gördüm Nazım gibi...
Fakat o sevmedi, aşık olmadı, her yerde göremedi...
Gitti başka adamlardan yalanlar istedi...
Hala istemekte...

                                             Çağrı Can Torun

                                      26.12.2009

20/10/2009

Senden Sonra

        O ilk görüşüm, sıcak bir kış akşamı. İlk gülümsemen sıcak ve tutucu, gerçek miydi? Hayallerimin bitişiyle bir başlangıç yapmıştık beraber. Bilmediğimiz halde aynı yolda yürüyorduk. Birbirimize görünüyorduk bazen, kısa görüşmelerle ısrarcı ve çocuksu tavırlarla yola devam ediyorduk. Ne düşünüyorduk bilinmez uçsuz bucaksız yolda. Zaman çoktu, yolun sonu yoktu. Bitmeyecekti...
       
       Beni ilk gece ziyaretin sıcak bir ilkbahar gecesiydi. Beraber ihtişamla parıldayan, berraklığından taşların çıkıntılarını ve sakince yerinde durduklarını gördüğümüz sessiz bir nehrin yanında oturuyorduk. Sesimiz nehrin akıntısından fazla değildi. Bütün gece senin rüzgârımsı ferahlığında, hoş sesini dinleyerek geçti. Beraber ilk gecemiz, ilk tutkulu bakışlarımızın yaşandığı yer. Nedendir bilinmez sessiz, kulak tırmalayacak kadar. Hiç bitmeyecek bir rüyaydı. Sahi nerden geldin oralara?..

      Nerden esinlendiğin bilinmez bir şiir yazmıştın bana. Doğum günüm müydü ne? En güzel hediye demiştim kendi kendime, şiirine. O hediyenin sen olduğunu bile bile. Gözlerim bir dolu bakmaya başladı hayata. Bir şiir, beni anlatan içinde senin olmadığın ama ordaymışçasına net ve tatlı bir anı. Her şey bununla başladı. İnkâr ediyordum ama içimde bir oğlan "sen artık Kaos'un oğluna kurbansın be oğlum." diyordu. Bilmiyordum bir saplantı vardı içimde, anlamamıştım nasıl bir hisse kapıldığımı...

      Bir gece farklı yerlerde, aynı zamanda güneşin doğuşunu izlemiştik. Birbirimizi gördüğümüz pembemsi bir gökyüzü vardı hatırlar mısın? Daha önce gökyüzünün öyle gülücükler saçtığını bilmiyordum. Yanakları al al, yaramaz, elinde şeker, sırıtan bir küçük çocuk. Beraber selam verip göz kırptık. Uzaklaştı sonra, annesi "Zaman" geldi, götürdü. Bir daha göreceğimizi umut ederek gülümsedik, farklı yerlerde ve aynı zamanda...

        Bütün yaz ilk gecemiz gibi ziyaret edip durdun beni. Yine o hayal kadar güzel ama daha şevkli. Bakışlarının anlamı hiç değişmemişti. Hep o hayaldeki gibi tutkuluydu. Sesin yine aynı. Gülüşün tatlı bir esinti, ılık ve uzun. Bir gece yine görecektik yanakları al, şeker seven çocuğu ama tanıyamadı bizi, yarıda kaldı. Uyudun farklı bir yerde. Hissedilebilir bir uzaklıkta, aynı zaman diliminde...

       Yazın sonu sıcak bir eylül günü bir hikâye başlamıştı. Sen ve benli bir hikâye. Şu ana kadar bana ilkleri yaşatan sana bir ilk yaşatmış ve senin kadar tatlı ve güzel olmayan ama bulduğum ve sana yakışan en güzel gülü vermiştim eline. İçimdeki aşık çocuk kalbine uzatıyordu farketmiş miydin bilinmez. Evet, hikâyenin adı yoktu. Senli bir aşk hikâyesiydi. Masal gibi başlayan bir hikâye. İçimden gelen sesteki o "Kaos'un oğlu" Eros'muş. İçime giren saplantı onun okuymuş. Masalda farkettim...

       Günler o kadar renkli olacaktı ki artık her sabah uyandığımda gözümü kamaştıracak ve beni her daim mutlu edecekti. Beraber geçirdiğimiz zamanlarda akrep yelkovanla bir yarışa girecek ama yorulanlar hep biz olacaktık. Sahiplenecektik birbirimizi hiç konuşmayacaktık sadece gözlerimiz buluşacaktı kaçamaklarla. Onlar gülecek onlar ağlayacaktı beraberce. Hiç bir zaman ayrılmayacaktı... Bitmeyecekti...

       Güneşli ama soğuk bir ekim günü, benin çağırdın. Yanına geldim en rahatsız hislerimle. Bir şey olmuştu. Tutkulu bakışların endişeliydi şimdi. Beraber ağlayacak, beraber gülecek, her şeyini beraber yapacak gözlerimiz artık buluşmuyordu kaçamaklarla. Birden sözcükleri dökmeye başladın ağzından. Dökmek değildi çok hızlı geçiyordu sözcükler...
      
       Bir anda kalbim hızlandı. Kan dolaşımım haddinden hızlı ilerliyordu damarlarımda. Sinirlerim bacaklarımı uyarıyordu bir yandan. Hafif titremeler başladı içimde. Vücudum soğumaya başladı kan dolaşımını aldırmadan. Tüm güzel duygularım, aşkım, sevincim birer birer ölüyordu soğuktan. Hepsi o hızlı dökülen sözcüklerle başladı. Artık masal gibi başlayan hikâyemiz bir kâbus gibi sona eriyordu. Taze renklerle bezenmiş günlerim birden bayatlamaya başladı. Ağrılar yaratmaya başladı başımda.  Sana ayırdığım en büyük kısımda bir savaş vardı. Seninle olduğumuz o sessiz nehir kenarı artık kanla boyanmış, gürültülü bir meydandı. İlk ölen ben oldum orada. Sonra sağ çıkan kimse olmadı. Ağır ağır kapandı gözlerim, Bir sıcaklık vardı. Bitmeyecek gibiydi. Hiç bir zaman bitmedi...

       İlktin. Her şeyinle ilk olmuştun. İlk kez seninle tanıdım Eros'u. İlk kez seninle tattım aşkın önce tatlı gelen ama acı hisler bırakan tadını. İlk kez sende öğrendim tutkuyu, rüyaların bu denli güzel oluşunu. İlk kez seninle genç, saf bir âşık oldum. Artık son geldi. Hep ilk kalacaksın. Son olmayacaksın ama sonsuz olacaksın duygularımın en köhne yerlerinde...

      Bir gün tek başıma izleyeceğim o şekerli çocuğu, senden farklı bir yerde senden farklı bir zamanda. Sen hiç bilmeyeceksin onu gördüğümü. Sana selam yollayacak hiç iletmeyeceğim. Gecelerimi her zaman ziyaret edeceksin, bilmeden. Yine oturacağız o sessiz nehrin kenarında. Bu sefer ne dudaklar hareket edecek konuşmak için ne de gözler. Sen yanımdayken sensizliği yaşayacağım. Gözlerim kendiyle dertleşip ağlayacak. Sensizliğin sessizliği kulaklarımı sağır edecek. Sen bir daha konuşmayacaksın ne benimle ne de kendinle. Sen hep başka bir yerde olacaksın, her yıl aynı ekimin en soğuk, en güneşli ama en fırtınalı gününde...


                                                                 1. yıl...
                                                                     
                                                                          Çağrı Can TORUN
                                                                             20.10.2009

20/9/2009

Bilinmeyen Geçmiş Zaman

Bilmiyordum güzelim
Sen varken hayatımda.
Bu kadar renksizmiş hayat aslında.
Şimdi yoksun,
Hayallerimle, sende kalan göz yaşlarımla,
Altı milyar insanla tek başınayım,
Kalbim güneşsiz kalmış.
Ağlasam ne,
Hayallerimde göremezsin...

                     Çağrı Can Torun
                         20.09.2009

10/9/2009

Ah O Yaz

Ah o yaz,
Gençliğimin ilk satırları,
Akıl desen beş karış yukarda,
Mutluluk desen ara sıra uğramakta.

Ah o yaz,
Neydi geceleri gündüze karıştırmalar,
Uyku desen gözlerimizden akardı,
Sevicimiz sel olurdu uykuyu unuturduk.

Ah o yaz,
Tarihler ağlardı,
'Bir daha yaşayın bizi!' diye,
Bizde ağlardık geride kalacaklar diye.

Ağladık, güldük derken,
Akıp geçti mısralar,
Keşkeleri kaldı,
Birde lezzeti damağımda.

             2008 yazına...
                                Çağrı Can Torun
                                            04.09.2009

8/7/2009

Keşke

Hatırlıyorum bende kalan o anını... Sonsuzdu sanki...



Gecenin içine alan alacakaranlığında senin kokunla yolumu buluyordum.Gözlerin ışıktı. Alacakaranlıktan daha fazla çekiyordu beni.Kulaklarımda aşkın en temiz uğultusu. Onu bastıran sesin. Asırlarca dinleyebileceğim kadar güzel ve sakin...

Büyük bir gürültü "hayat" mı o? Fazla bağırmıyor mu sanki?

Bir anda hayat senaryosundan uzaklatı aşk. Peki ışığım nereye gitti? Heeeey!! Karanlıktayım şimdi. Aşk yaptı bunu ya da hayat. Ne beklersin ki ikiside çok güzel duruyor. Kanmışım ikisinede yıllar boyu sürüyor. Birbirini kovalıyor.

Şimdi...

Aşk korkma benden sadece aydınlık istiyorum. Karanlıkta kayboldum gel bul beni. Yanında o güzelide getir olur mu? Gözleriyle yol bulduğum, sesiyle canlandığım kişiyi...



Tekrar merhaba... Ne kadar güzelsin böyle güneşten ne çaldın? Yoksa aydan parlaklık mı aldın? Ne güzel bir yol bu ver ellerini yürümeye devam edelim...

Sonsuzluk önümüzde
Her yer aydınlık,
Sen ve ben sadece...

Böyle geçmişti bütün gecemiz. Sen konuştun ben dinledim... Hala o gecenin lezzeti üstümde. Gözlerin hala gözlerimde. Kokun hala bana eşlik etmekte...

Ah annemde olmasaydı... Sussaydı keşke yanında kalsaydım... O gecenin sonunda aşktan, hayattan daha çok çıkan sesiyle,

"Hadi uyan artık"



                                                    Çağrı Can Torun
                                                         19.06.2009

15/3/2009

Senin kadar...

      Dün gece hiç uyumak istemediğim bi zamanda uyuyakalmışım. Hayallerimin en güzel olduğu anda sabahın 10 una kadar uyanmayacağım kadar dalmışım. Hayallerimin etkisinde ağır bir uyku olacakki bilincimin en uç noktalarından çıkıp rüyalarıma gelebildin...

      O gördüklerim bir rüya değildi. Yaşanmış, heyecanı bol geçmişti... Geçmişimizdi... Ne kadar bizimdi bilmiyorum. Hayata yön vermek bu kadar kolay değildi. O heyecan dolu geçmiş bu yüzden bizim değildi. Onlar bizden birkaç ay daha gençler. Onlar biz yaşlandıkça gençleşiyorlar, en az o geçmişin güzelliğindeki kadar. Düşüncelerimden bu kadar hızlı fırlayabilmen hayrete düşürüyor insanı. En azından beni...

      İnsan neden hayatında geçmişi düşünürken çok uzağa bakar aylarca,haftalarca.Halbuki 5 saniye önceside geçmişidir.En az 5 ay öncesi kadar. Erişemezsin oraya arada 5 saniye olsa bile.Gidemezsin işte 5 saniye öncesi hayatını verebileceğin kadar güzel olsa bile...Rüya demiştim ya az önce biten hani. Geri gidemeyeceğim ama hayatımı verecek kadar güzel olan o anlar. Dünyanın en güzel notalarıyla işlenmiş en güzel müziği. Çok uzun ama yinede biten...

     Seni hiç düşünmemeliyim.Belkide canını yakarım hayallerin en güzel yerinde ya da çok mutlu oluruz, gel beraber gidelim hiç kimsenin gitmediği yerlere dercesine. Hayatımdan bu kadar kötü olan satırları senin için harcayabilmek yetermiki?

     Hayret... Senin kadar güzel değil hiç bi cümle. Senin gibi değil hiç bir rüya ya da o heyecanlı geçmişler, içinde sen olsan bile. Senin gibi değil o aşık olduğum sen olmayınca orda. Düşünmemeliyim dedim ya yoksa bitmez senin gibi olmayan o her güzel cümle....

                                                               Çağrı Can TORUN
                                                               15.03.2009

17/1/2009

İçimdekine...

     Dün gece içimdeki bir korkuyla uyandım. Gözlerimin etrafı ıslaktı... 
     
     Her gece pencerem açık uyurdum.Dışarısı soğuktu tabi yüzüme bıraktığı rüzgarıda öyle. O rüzgar sıcak bir buse gibi okşuyordu yüzümü. Gözümün etrafındaki yaşları kurutuyordu. Ama anlamadığım bir sıcaklık vardı. Çok tatlı geliyordu rüzgar. Her esişinde daha yakındın bana. Belki de gözlerimin etrafındaki yaşların sebebi olan düşlerimdeki senin az önce bana bıraktığı bir sıcaklıktı bu...
     
     Az önce gördüklerim gerçeğinden daha güzel değildi ama hayallerimden çok daha güzel olduğu kesindi. Gördüklerim bir hayal değildi. Sanki senin benim içimde kalan bir yanın.Anlamadığım ama her zamnkinden daha güzel...
    
    Uyandığımda gecenin en koyu tonları bulutların arasından tatlı tatlı bakan yıldızlarla daha bir güzeldi.Bir kez bakakaldım gökyüzüne. Her yıldızın seni bana hatırlatması saatlerce orda kalmamı sağladı. Zamanla yokoldu yıldızlar.Günü aydınlatacak olan güneşin mesai saati başlıyordu. Kendime güldüm sonra. Saatlerin farkına varmamıştım çünkü...
    
     Hala hayatımda olman çoğu şeyi değiştiriyordu. Mutlu görünmeye çalışmak, herkesin "neden suskunsun bu kadar"  ya da " neden üzgünsün" sorularına "hiç" demek zorundayım. Aşkın aramızda az yaşanmışlığı yıpratmıştı beni. Çoğu şey yapmak istemekle kalmıştı. Zaten öyle kaldığı için bitti herşey...
    
     Uyandığımda korktum. Az önce seni o kadar gerçek görmek korkuttu beni. Yine kaybetmek zorundaymışım gibiydi. İkinci kez yaşayamazdım böyle birşeyi. Geçmişimizde ele gelecek birşey olmasada seni seviyordum işte.Hala öyle demekki. İçimde kalan yanın hatırlattı bana. Seni ne kadar sevdiğimi...

                        İçimde kalan ve belki de hep kalacak olan kıza...
                                                                       Çağrı Can TORUN
                                                                    17 Ocak 2009

4/1/2009

Hayaller ve Biz

      Bu renksiz dünyada hiçbir şeyi umursamayan renkli çocuklardık bir zamanlar. Sokaklar bizim özgürlüğümüz, evimiz dinlenme alanımızdı. Belki dertlerimiz yaşımıza göre büyüktü ama onlarda çok kısa sürerdi. En büyük derdimiz tuvaletimizin gelmesiydi belki de. Ama ne olursa olsun hayallerimiz her zaman aynı kaldı. Çünkü biz büyürken hayallerimiz büyümedi. 
     
      Bir kenara bıraktık hayallerimizi. Bizden çok büyüklerdi taşımak zordu onları. Büyüdük hala zor geliyor taşımak. Ama bazı hayaller açılıyor kimi zaman. Ne kadar güzel olduğunu görüyoruz. Yenilerini eklemeye devam ediyoruz. Ancak gerçekleşemeyen hayaller... Onlar üstümüze yapışıp kalıyor. Gerçekleşecek olanlardan daha ağır daha yıkıcı...
      Korkularımız, aşklarımız, beklentiler herşey hayallerin değişmiş hali şimdi. Hayalleri yola koymak için her birinden fedakarlık etmek gerek artık... 
    
     Birileri bağırıyor büyüdünüz artık sorumluluklarınız çok hayallere yer yok bu sahnede diye. Sanki büyümeyi biz istemişiz gibi. Büyümemeyi istemek suç bu hayat denen senaryoda. Zaten istemesen bile büyüyorsun, tutamazsın... Bir süre sonra hayallerinin kontrolünü de kaybediyorsun. Artık gelecek için değil keşkeler için başlıyor hayaller. Korkular, aşklar, sevinçler, üzüntüler ve geri kalan bütün duygular kontrolünü kaybettiğin hayallerinin kontrolünde artık.
    
     Büyüdük hala büyüyoruz. İstesekte istemesekte. Hayat denen bu senaryoda bizi nelerin beklediğini bilmeden büyüyoruz. Şimdi senaryonun devamı için hayal kurma zamanı kimi zaman fedakarlık ederek kimi zaman bencillik yaparak. Bazen üzülerek bazen sevinerek. En önemlisi olumsuzlukların bizi ele geçirmemesi için mücadele ederek...


                                                                             Çağrı Can Torun         
                                                                                   4 ocak 2009